Neden dünyanın en ölümcül virüslerini yarasalardan alıyoruz?



COVID19 salgınının tam olarak nasıl başladığı belirsizliğini koruyor. Yaygın bir görüşe göre bu virüs önce yarasalarda ortaya çıkıyor sonra da bu hayvanlardan gıda olarak tükettiğimiz çiftlik hayvanlarına geçerek dünyaya yayılıyor.


Belki duymuşsunuzdur, son üç ayda inanılmaz popülarite kazanan Contagion adlı eski bir film de (2011), tam olarak bu süreci anlatıyor...


Geçtiğimiz günlerde eşim ile bu filmi seyrederken, benim de kafama takıldı.


Ben yarasaları gerçekten çok severim. Bugün Instagram hesabımda da paylaştım, bir Endonezya gezisi sırasında bu harika canlıları ormanda elimle de beslemişliğim var.


Biraz da o günleri hatırlayınca "acaba korkunç ve belki de cahilce bir risk mi almışım?" diye düşünürken, kendimi yarasalar ve hastalıklar arasındaki ilişki üzerine araştırmaları okurken buldum.


Ki gerçekten bu "uçan minik şivavalar" (bazı türleri o kadar sevimli ki!) ile ölümcül hastalıklar arasında çok çok ilginç bir ilişki var.


Bugün sizlerle bu minik araştırmamın sonuçlarını paylaşıyorum...


Neden her ölümcül virüs konusu olduğunda, mutlaka yarasaları da konuşuyoruz?


Bugüne kadar yapılan birçok bilimsel çalışma, yarasaların diğer tüm türlerden çok daha fazla zoonoz (hayvanlardan insanlara sıçrama yapabilen) hastalığa ev sahipliği yaptığını göstermiş.


Daha da ilginci yarasalardan kaptığımız hastalıkların insanların için ölümcüllük seviyesi, diğer hayvanlardan aldığımız mikroplara göre hep çok daha yüksekmiş.


Biz bu mikropları yarasalardan alıp binler ve yüzbinlerle ölürken, yarasaların kendi bünyelerinde yıllarca taşıdıkları bu mikroplarla kurdukları ilişki ise ÇOK farklı...


Canavar gibi bir bağışıklık sistemleri var!


Yarasaların neredeyse ölümsüzlüğün sırrını bulduklarını söyleyebiliriz.


Evrimsel süreçte; stresi azaltan, DNA hasarını onaran ve enflamasyonu dengeleyen inanılmaz güçlü biyolojik üstünlükler kazanan yarasalar, bu şekilde ölümcül bir çok mikrop ile beraber 40 yıla kadar yaşayabiliyorlar. Benzer büyüklükteki diğer memeliler ise - hiç hastalıksız(!)- sadece birkaç yıl yaşayabiliyor.


Yarasalar tüm bu evrimsel kazanımlarını "interferon-alfa" denilen bir bağışıklık sistemi silahı ile birleştirdiklerinde ise süper bir canlıya dönüşüyorlar.


Aslında tüm memeli canlıların bağışıklık tepkilerinde yaygın olarak kullanılan bu protein, vücuttaki diğer hücrelere "ciddi bir saldırı var, kendinizi güçlendirin" mesajı veriyor. Bu uyarıyı alan hücreler ise virüslerin hücre içlerine geçişlerini durdurarak, tüm organizmayı anti-viral bir moda sokuyorlar.


Interferon tarafından tetiklenen bu bağışıklık yanıtı, sıklıkla hastalıklara eşlik eden ağrılı bir halsizlik hissi (enflamasyonu) doğuruyor. İnsan vücuduna ciddi zararlar verebilen bu durum, yarasaların otomatik-enflamasyon dengeleme özelliklerinden dolayı, çok yüksek dozlarda tecrübe edildiğinde bile hayvana herhangi bir rahatsızlık vermiyor veya biyolojik bir tehlike doğurmuyor.


Yarasaların bu inanılmaz savunma sistemleri, hücrelerinin virüslerden etkili bir şekilde korunduğu anlamına gelse de nihayetinde virüslerin vücutlarını tek ettiği anlamına gelmiyor.


Tam tersi, yarasayı enfekte eden her virüs hayatı boyunca yarasanın içinde var olmaya ve diğer canlı türlerinde görülmeyen bir hızda çoğalmaya devam ediyor.


Tüm bu sürecin sonunda ise yarasalar zamanımızın en şiddetli hastalıkların kuluçka merkezleri haline geliyorlar.



Hızlı çalışan bir metabolizmanın, hiç akla gelmeyecek bir faydası


Uçma yeteneğine sahip tek memeli tür olan yarasalar, aynı kuşlar gibi uçmak için çok fazla enerji kullanıyorlar.


Dolayısıyla yukarıda konuştuğumuz canavar gibi bağışıklık sistemlerine ek olarak, inanılmaz da hızlı bir metabolizmaya sahipler.


Şöyle düşünün her canlı yiyecekleri metabolize ettiğinde ve enerjiye dönüştürdüğünde, bu süreç DNA'ya zararlı serbest radikaller adı verilen bir takım yan ürünler yaratıyor. İnsanlar da dahil olmak üzere tüm hayvanlar, serbest radikallerden ve diğer başka etkenlerden kaynaklı DNA hasarını önleyici ve onarıcı bir takım hücresel süreçler işletiyorlar.


Yarasalar ise - yüksek metabolik hızlarına da dayalı olarak - üstün bir DNA düzenleme ve onarım mekanizmasına sahipler. Bu şekilde hem bu serbest radikallerden hızlıca kurtuluyorlar, hem de virüslerin genetik makinelerini diğer memelilerde olduğu kadar etkili bir şekilde çalıştırmasının önüne geçiyorlar.


Ve tabi uçma faaliyeti de kendi içinde yarasaların vücutlarının virüslerle savaşacak ısılara çıkmasına ve vücutlarının enfeksiyonla mücadelesine yardımcı oluyor.


Tüm bu okuduklarınız "yarasalar kötü, hepsiniz ilaçlayarak öldürelim" demek ASLA değil!


Burada dikkat edilmesi gereken, ekosistemimiz için ÇOK büyük önem taşıyan bu - bence oldukça da sevimli - varlıkları şeytanlaştırmamamız.


Bir kere yarasalar ekinlerimiz üzerinde ziyafet çekerek zararlı böcekleri topluyorlar. Okuduğum makalelerden birinde yarasaların sadece Amerika Birleşik Devletleri'nde, çiftçilere haşere kontrol hizmetlerinden yılda en az 3,7 milyar dolar bir tasarruf sağladıkları yazıyordu(!).


Virüs yaydıkları kadar, Batı Nil Virüsü gibi hastalıkları bulaştıran böcekleri (yiyerek) kontrol altında tutuyorlar. Dolayısıyla bir gün bütün yarasalar yok olursa, bu sefer böcekler üzerinden hızlı bir şekilde yayılan başka hastalıklarla mücadele etmemiz gerekebilir!


Nektar içen yarasalar beslendikleri bitkileri tozlaştırıyor; örneğin aromaterapide de sabit yağı kullanılan baobab ağaçları çoğunlukla meyve yarasaları ile tozlaşıyor.


Yarasalar ayrıca sadece bir yerden başka bir yere uçarak, yedikleri meyvelerin tohumlarını tropikal ormanlara yayıyor ve yeni doğal bitki örtülerinin ekimine yardımcı oluyorlar.


Dolayısıyla dünyadaki memelilerin% 20'sinden fazlasını oluşturan yarasalar, bir çok ekosistemde hayati roller üstleniyorlar.


Hatta bir yerde gösterge türlerden de diyebiliriz yarasalar için. Öyle ki yarasa popülasyonlarındaki değişiklikler, bizlere biyolojik dengelerdeki sapma ve oynamaları da işaret ediyor..


Virüsleri yayan yarasalar değil, bizim onların habitatlarına verdiğimiz zarar


Evet, son olarak bu çok önemli bir gerçeğin altını çizmek istiyorum...


Başımıza ne geliyorsa kendi aç gözlülüğümüz ve kibirimizden geliyor.


Bir virüsün (veya başka bir hastalık vektörünün) yarasalardan insanlara bulaşması tam olarak insanın çevreye verdiği zarar ve neden olduğu değişikliklerin bir sonucu.


Biz yarasaların yaşam alanlarını yok ettikçe (ormansızlaştırma ve madencilik gibi), yarasalar da çaresizlikten insanların, çiftlik hayvanlarının ve evcil hayvanların bulunduğu ortamlara, normalde oldukların daha yakın yaşamaya zorlanıyorlar. Bu yakın temas ise bir virüs veya farklı bir hastalık vektörünün insan popülasyonlarına yayılmasına neden oluyor.


Ben de bu yazıyı bitirirken; "Iyyy yarasa...", "Hep onlar yüzünden..." gibi saçma sapan paylaşımlar veya yorumlar yapmadan önce herkesi önce bilgi, sonra vizyon ve vicdan sahibi olmaya davet ediyorum.


Sağlıkla kalın,


REFERANSLAR


Baggaley, K. (2020) Why do so many diseases come from bats? Popular Science. Retrieved 31.05.2020 from https://bit.ly/2ZSDekk

"Bats and disease" Bats Conservation Trust. Retrieved on 30.05.2020 from https://www.bats.org.uk/about-bats/bats-and-disease

Castro, J. (2013) Bats Host More Than 60 Human-Infecting Viruses. Live Science. Retrieved on 28.05.2020 from: https://bit.ly/2TSKY1M

Cottier, C. (2020) Why Bats Are Breeding Grounds for Deadly Diseases Like Ebola and SARS. Discover Magazine. Retrieved on 30.05.2020 from https://bit.ly/304Hpd1





34 görüntüleme1 yorum

Yeşilce Mah. Emirşah Sok. No:21 (Impact Hub)

4.Levent Sanayi Kağıthane 34418 İstanbul

Aromaterapi&Co_edited.png