COVID19 ile Kaybettiğim Koku Alma Duyumu, Uçucu Yağlarla Nasıl Geri Kazandım?



Ben kelimenin tam anlamıyla kokularla yaşayan bir insanım...


Kullandığım ve yetiştirdiğim her tıbbi ve aromatik bitki ile aramda duygusal bir bağ var.


Yemek yemekten inanılmaz lezzet ve keyif alırım. Seyahat kararlarımı bile; gitmeyi düşündüğümüz yerde yetişen aromatik bitkiler ve tadacağımız yemekler üzerinden veririm.


Bu yazıyı bir şekilde bulduysanız, aromaterapi ve doğal parfüm tasarımı çalışmalarımı da biliyorsunuzdur...


Tüm bunlara rağmen - COVID19 ile koku duyumu bütünüyle ve uzun bir süre kaybetmeden - ben bile (!) kokuların günlük hayatımda ne kadar büyük fonksiyonları olduğunun farkında olmadığımı keşfettim.


Evet. Bu pandeminin ilk günleri itibariyle, enfekte olan insanlar listesinde ben ve eşim de vardık.


Eşimin iş ortaklarından birinin pozitif olması ile başlayan maceramız, Nisan ortasında yaptırdığımız antikor testleri ile son buldu.


Hastalık tecrübemiz ile ilgili fazla yazmayacağım.


Her insanda farklı seyrediyor ve bu konuda çok canı yananlar oldu...


Biz kendi adımıza - çok şükür - tüm süreci ilaçsız ve evde atlattık. Aromaterapiden, apiterapiden ve tütsüden çok faydalandık. C Vitamini, kara mürver ekstresi ve çinko kullandık.


Eşimde ilk gün yüksek ateş yapan ve göğsüne yerleşen COVID19; bende ateş yapmadı ve üst solunum yoluma yerleşti. Eşimin koku duyusu 1 haftada geri geldi, bende ise kısmi olarak devam ediyor.


Nasıl oldu?


Semptomları deneyimlemeye başladığımda hastalığın 3.günüydü...


Elimde okaliptus globolus şişesi - virüslerimle aromatik bir mücadele içerisindeydim.


O anda yoğun bir şekilde duymakta olduğum okaliptus kokusu, geometrik bir şekilde 1-2 dakika içerisinde yok oldu.


Vooooyink diye önce okaliptusu, sonra tüm kokuları kaybettim.


Yani burnum tıkandı, kokuyu kaybettim değil. Burnum açık, gayet güzel nefes alırken, bir anda - hızla sönen bir balon gibi - tüm kokular hayatımdan çıktı.


Nisan oldu. Ben iyileştim, koku alma duyum geri gelmedi.


Düşünün ki;


Üç gün sıcakta beklemiş, pis ve dolu bulaşık makinasını açıyorsunuz, inanılmaz bir ferahlık.

Yemek pişiriyorsunuz tadı yerinde mi hiç bir fikriniz yok.

Dolapta süt var, kek yapacaksınız; bozuk mu değil mi bilmiyorsunuz.

Mutfakta bir şeyler yanıyor alev alıyor, dumanı görmeseniz - dünyadan haberiniz yok!


Koku kaybı ne zaman olur?


Öncelikle sizlerle ufacık bir terminoloji paylaşayım...


Anozmi (anosmia) koku kaybı, hipozmi (hyposmia) ise kısmi koku kaybı anlamına geliyor.


Ve bu semptomlar sadece COVID19'a özel değil.


Bir çok farklı enfeksiyon veya travma sonucunda da aynı/benzer koku alma problemlemleri yaşanabiliyor.


Örneğin ciddi bir soğuk algınlığı veya grip sırasında/sonrasında; kokuları tamamen veya kısmi olarak kaybettiğimiz gibi, bildiğimiz kokuları değişik algılayabiliyoruz. Yemeklerin tadı bize değişik gelebiliyor.


Tabi, grip ve soğuk algınlığı gibi - vücudumuzun alışık olduğu patojenlerden kaynaklanan - rahatsızlıkları atlattıktan sonra koku alma duyumuz da hızlıca geri geliyor.


COVID19'da benim için süreç bu şekilde çalışmadı...


Neden / Nasıl Anozmi veya Hipozmi yaşıyoruz?


İyileşmiş ve antikorlarım oluşmuştu (yani artık bağışıklığım vardı) ama koku duyum yerine gelmemişti.


Hastalık sırasında virüsün sinir sistemime saldırdığından emindim. Çünkü bir gün uyandığımda dünyayı 3 tane görüyor ve gördüğüm dünyaların 3ü de havada dans ediyordu.


Ateşim kesinlikle yoktu. Tansiyonum normaldi.


Bu acayip deneyimi sadece bir kere yaşadım ve sadece 30 dakika kadar sürdü. Uyanık zihnimle, yarım saat yatarak dinlendikten sonra toparlandım.

Nisan ortasında iyileşmiş bir insan olarak laboratuvar testlerime bakarken, bu deneyimimi hatırladım ve ciddi bir panik hissetmeye başladım. "Bir daha asla koku alamayacak mıyım?" düşüncesiyle gelen tarif edilemez bir dehşet duygusu...

Tabi kokularla bu kadar ilişkili bir insan olarak ve karakterim gereği, bu süreçte elim kolumu bağlayıp kaderime küsmedim.


Önce açtım, sinir sistemi ve koku duyumuzun nasıl çalıştığı üzerine fizyolojisinden patolojisine, prestijli üniversiteler tarafından yapılan araştırma ve yayınlara bakmaya başladım...


İçime su serpen bir bilgiye ulaşana kadar durmadım.


Ve ulaştım da.



Koku Alma Sistemimiz İnanılmaz Gelişmiş Bir Rejenerasyon Kapasitesine Sahip!


Koku alma duyusu, insanın bir canlı olarak varlığını sürdürebilmesi ile ÇOK YAKINDAN ilişkili - yazımın başındaki bozuk süt ve yanan ev örneklerini düşünün(!) Bozuk gıdaların kokusunu alamazsak hasta oluruz, evimizdeki gaz kaçağını veya yanan bir şeyi zamanlı tespit edemezsek ölürüz bile...


Bir diğer yandan vücudumuzda kokuları duymamıza yardımcı tüm yapılar, solunum yolumuzla olan kaçınılmaz ve vazgeçilemez ilişkileri itibariyle devamlı havadan gelen patojenlerin (havada uçuşan zararlı, hastalık yapan her şey) bombardımanı altında.


Bu iki gerçeklikle karşı karşıya kalan sinir sistemimiz, milyonlarca yıllık evrimsel süreç içerisinde, sağolsun kendisini yenilemeyi öğrenmiş.


Peki nasıl...


Öncelikle koku alma duyumuzun nasıl çalıştığını anlayalım...

Parantezlerin içerisinde yazan kelimelerden yukarıdaki resimde ne, nerede tespit edebilirsiniz.


Solunum sistemimizi kaplayan mukoz tabakasının (mucus layer) farklı odaklarında, kalabalıklar halinde oturan(olfactory epithelium); içeriden dışarıya kollarını (cilia) sarkıtan ve dünyanın kendilerine sunduğu aromatik zevkleri elleri ile yakalamaya çalışan, koku reseptörü adamcıkları (olfactory receptor cell) hayal edin...


Kimi zaman vücudumuz (bir bağışıklık sistemi cevabı olarak); patojenleri (minik canavarlar diyelim) hızlıca solunum sistemimizden yıkayarak, sindirim sistemimizden elemine etmek için, normalden fazla salgı üretiyor.


Bu şekilde solunum yolumuzdaki mukozamız kalınlaşıyor ve bu koku reseptörü adamcıklarının kolları, çok sevdikleri o güzel (veya pis) aromalara uzanamıyor. Sümük dediğimiz jelin içerisinde hapsoluyor.


Bağışıklık sistemimiz mikropları elemine edip, mukoz tabakamız eski düzenine döndüğünde ise, koku reseptörü adamcıklarımız yeniden dış dünyaya ulaşabilen kolları ile aroma moleküllerini yakalamaya devam ediyorlar.

Kimi zaman da bu koku reseptörü adamların kollarına, dış dünyadan gelen minik canavarlar tutunuyor. Misal COVID19.... Bunları silkeleyip savamadıklarında ise görevlerinden istifa ediyorlar. Ve adeta bir balon gibi sönüp, yok oluyorlar. Bu reseptörlerden %30 kadarı bizi terk ettiği zaman ise anozmi yaşıyoruz.


Fakat burun çatısının savaşlarla dolu dünyasında istifalar, vedalar görülmemiş şeyler değiller...


Koku reseptörü adamcıklarımızın bacaklarının altında kök hücrelerimiz bulunuyor (stem cells). Bu yüce kök hücreleri, istifa eden ve sönen koku reseptörü adamcıklarımızı tespit ediyor, bizler için hemen yenilerini üretiyorlar - ki gerçekten Allah onlardan razı olsun!


Bu yeni koku reseptörü adamcıklarımızı bir anlamda çok yoğun bir telefon santralinde çalışan operatörler gibi düşünmenizi istiyorum...


Düşünün ki bir şirketin telefon santralinde yeni bir operatör çalışmaya başladı. Bu insanın dışarıdan gelen aramaları kategorize etmesi, kimi, kime, ne zaman ve hangi numarayla bağlayacağını keşfetmesi temiz bir kaç hafta - hatta ay - alıyor.


İşte bizim bu genç koku reseptörü adamcıklarımızın da yakaladıkları moleküllerle ne yapacaklarını keşfetmeleri, beynimizin farklı merkezleri ile "ortam yapmaları"; işe giriş, oryantasyon ve mesleki eğitimler dahil 4 ila 6 hafta sürüyor.


Tabi bu biraz da vücudumuza giren o minik canavarların verdikleri zarara göre değişiyor.. Yani geçirdiğiniz enfeksiyonda kaç koku reseptörü adamcığınız istifa etti? Bu da çok önemli .


Bilim insanları Richard Axel ve Linda B.Buck, Nobel ödüllü araştırmalarında, bir insanda yaklaşık 350 farklı koku reseptörü olduğunu tespit etmiş. Daha da ilginci, bilim insanları, bu reseptörlerin tek başlarına değil (yani limon reseptörleri = limon molekülleri) farklı kombinasyonlarda çalışarak bir kokuyu algılamamazı sağladıklarını keşfetmişler. (A+B+F+T Reseptörlerinin aktivasyonu = limon kokusu) Bu araştırmaya göre tek bir tip koku reseptörünün, farklı kokuların tespitinde, değişik aktivasyon kümelerine dahil olarak rol aldığını saptamışlar.

Sizinle "kısaca" paylaştığım tüm bu bilgilere ulaştıktan sonra, kök hücrelerimin ürettikleri genç koku reseptörü adamcıklarıma yardımcı olmak ve baharın gelmesiyle açmakta olan harika çiçeklerimin kokularını yeniden alabilmek adına, ibadet gibi koku egzersizleri yapmaya başladım...