Unuttuğumuz Bir Güzel Koku Geleneği: Buhur Suyu



Batı merkezli koku ve parfüm sektörünün, milyonlarca dolarlık pazarlama kampanyaları ile pompalanan süslü şişeleri, bizi seneler içerisinde bu topraklara ait, köklü güzel koku kültüründen uzaklaştırmış.


Oysa ki el yazması kitapların, misk ve amber kokulu mürekkeplerle kaleme alınan narin sayfalarında güzel kokuya dair keşfedilmeyi ve yeninden hayat bulmayı bekleyen bir çok ruhu olan formül ve zarif gelenek var...


Bugün sizlerle bu geleneklerden çok sevdiğim bir tanesini paylaşmak istiyorum.


Sevgili hocam, Medipol Üniversitesi Tıp Tarihi ve Etik Anabilim Dalı Başkanı Prof.Dr.Ayten Altıntaş; "Ramazan ayının 15’inden sonra oruç ile beraber beden incelir ve ruh yükselir” der.


İşte bu dönem, Antik Çağ’dan günümüze tanrıların gıdası olarak kullanılan güzel kokular ile ruhlarımızı besleme dönemidir.


Ve tam da bu amaca yönelik, Osmanlı sarayında geleneksel olarak Ramazan ayının 15. gününden sonra “Buhur Suyu” üretilir ve kullanılırdı.. Renginden dolayı bu güzel kokulu suya, "beyaz buhur suyu" da denilirdi.


Osmanlı’dan günümüze güzel koku konusunda - kadim hekimlerin basit ve mürekkep ilaçları anlattıkları risale ve kitapları hariç - az sayıda yazılı kaynak ulaşabilmiş olmasına rağmen, yaklaşık yarım asırlık bir geçmişe sahip olan "Buhur Suyu", köklü kültürümüzün formülü keşfedilmiş nadir parfümlerinin ilki diyebiliriz.

Kıymetli Kolesiyoner ve Araştırmacılarımızdan Dr.Nejat Yentürk “Kutsal Dumandan Sihirli Damlaya” kitabında da buhur suyunun tanzimat döneminden önce Topkapı Sarayı'nda her yıl ramazan ayının on beşinci gününden sonra bir laboratuvar gibi çalışan Enderun'un Seferli Odası'nda büyük bir özen ve ciddiyetle imal edilip, (hekimbaşı tarafından*) padişaha (özel bir tören ile*) takdim edildiğini ve saray mensuplarına zarif billur şişeler içerisinde dağıtıldığını anlatır.

Buhur suyu; sandal, aselbent, öd ve sığla gibi tütsü/buhur olarak yakılan kokulu ağaç parçalarının gül suyu içinde kaynatıldıktan sonra misk, amber veya çiçek suları ile kokulandırılması ile hazırlanan bir terkiptir.


Yine Dr.Nejat Yentürk makalesinde, 1593 yılında İngiltere Krallığı’nın Osmanlı İmparatorluğu nezdinde ikinci elçisi olarak atanan Sir Edward Burton’un bir hikayesi vardır. Burton, Kraliçe I. Elizabeth'e hitaben hazırladığı raporda İstanbul’da kendi şerefine verilen ilk ziyafeti bütün ihtişamı ile anlatmış ve yemek bitince, (davetlilerin) “ellerini buhur suyu denilen; içinde öd ağacı, misk, sandal ağacı ve çiçek suyu bulunan çok güzel kokulu bir suyla” yıkadıklarını ifade etmiştir.

Önceleri sadece Padişah ve saray mensuplarına mahsus üretildiği düşünülen buhur suyu, 17.yy Es’ar Defter’ine (Yücel,1994) ve Evliya Çelebi Seyahatnamesi’ne göre İstanbul’da misk ve gül suyu esnafı tarafından da satışı yapılan bir üründür.

Yentürk, buhur suyunun terkibine ve hazırlanışına dair ilk kaydın Topkapı Sarayı Müzesi Arşivi’nde (No:7011) bulunan, 1708 tarihinde çamaşırcı başı olan Yusuf Ağa’nın tuttuğu defterde yer aldığını bildirir. Ve ilgili kayda göre "Ankaralı Mustafa Ağa’nın geliştirdiği yöntem ile" buhur suyu şöyle imal edilir:


Sarı sandal: ……………………………55 dirhem Buhuru meryem: ……………………43 dirhem

Hasılbend (Benzoin): ……….…….35 dirhem

Öd ağacı: ………………………….……35 dirhem


Bu dört malzeme, her biri için ayrı ayrı çıkınlar yapıldıktan sonra, kor ateş üzerine yerleştirilmiş iki kulplu karlık güğümüne gül suyu ile birlikte konur. 12 saat kaynadıktan sonra indirilip içindeki çıkınlar alınır. Suyun bir miktarı ayrı bir güğüme konup, yine içine,


Sarı sandal: …………………..30 dirhem

Yağlı buhuru meryem: …..20 dirhem

Öd ağacı: ……………………..18 dirhem

Kalenbek tozu: ……………..20 dirhem

Hasılbent: …………………….15 dirhem


her biri ayrı çıkınla konur, yine 12 saat kaynatılır. Ateşten indirildikten sonra soğuğunca içine,


Misk: ……………….1,5 miskal

Çiçek suyu: ………1,5 kıyye


eklenir, artık ateş üzerine konmaz. Ağzı bağlanıp çalkalanır, ne kadar çok çalkalanırsa, rayihası o kadar güzel olur.


Buhur suyu gibi Osmanlı’da daha bir çok kokulu su, yağ ve galiye adı verilen yine Es’ar defterinden öğrendiğimiz kokulu macun kullanılmış, alkol bazlı hazırlanan kolonya gibi formüller ilse 19.yy’da Osmanlı parfümcülüğüne girmiştir.


Osmanlı gibi yarım asırdan uzun bir süre hüküm sürmüş; temizliği sağlık ve güzelliğin temeli olarak gören bir kültür tarihinde; formülü, imalat usulleri, günlük hayattaki yeri ve gelenekleri ile güzel kokular çok önemli bir yere sahiptir ki ben de bu konuda sizlerle daha fazla bilgi paylaşabilmek için çok keyifli bir atölye hazırladım. Konuya ilgi duyanları mutlaka bekliyorum.


Saraylarımızda Ramazan’ın 15’inden sonra hazırlanıp hekimbaşı tarafından Padişah’a sunulan "buhur suyunu" ise, bu sene büyük dedem Çerçi Yusuf’un reçetesine göre sınırlı sayıda (10 adet) ürettik ve billur şişelerde olmasa da camın dünyada ilk üretildiği Antakya, Suriye, Filistin bölgesinde hala geleneklerini yaşatmaya çalışan ustalardan temin ettiğimiz geleneksel üfleme cam koku şişeleri ile bugün Atelier Aromaterapi websitesinde sizlerle paylaşıyoruz


Günlük reçinesi ve gül suyu temelinde hazırladığımız; içerisinde ardıç meyvesi, defne ve ıtır özleri bulunan bu geleneksel su bazlı mistik kokunun bizden satın alan veya evde kendisi üreten herkese güzellikler getirmesini dilerim.


REFERANSLAR


*Altıntaş, A. (2020) Tıp tarihi doktora programı ders notları. Medipol Üniversitesi, Kavacık. Istanbul

Apaydın Demir, N. (2014) Osmanlı sarayında, parfüm ve buhur suyu geleneği. Milliyet Gazetesi, 16 Ağustos 2014, Muğla

Yentürk, N. (2005) “Kutsal Damladan Sihirli Damlaya: Parfüm”, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul, 2005

Yücel, Y. (1994) "Es'ar Defteri 1640 Tarihli : Osmanlı Ekonomi Kültür Uygarlık Tarihine Dair Bir Kaynak” Türk Tarih Kurumu

139 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör